İçeriğe geç

Konuştuğum ilk yabancı

Hepiniz gibi ben de hayatımdaki ilkleri kolay kolay unutmam. Hatta fırsatım varsa onları ölümsüzleştirmek de isterim. Geriye dönüp şöyle bir baktığımda nasıl yollardan geçtiğimi, neleri başardığımı, ve en çok da nasıl bir ben olduğumu hatırlamaya gayret ederim. Bu yazıda 2007 yazına götüreceğim sizi. Neredeyse 12 sene öncesi. Lise 1 yeni bitmişti. Henüz 3G teknolojisiyle tanışmamıştık. O yıl için beklentim, mental yönden çok zor bir yıl geçireceğim yönündeydi ama hiç öyle olmamıştı. Dünya iyisi yeni arkadaşlarım olmuştu. Yeni bir çevreye, yeni bir düzene beklediğimden de çabuk alışmıştım. Konuyla pek alakası yok ama, o yıl Fenerbahçe şampiyon olmuştu 🙂

Okulların kapanmasına yakın neredeyse bütün sınıfça, birbirimize telefon numaralarımızı ve Messenger adreslerimizi vermiştik. Öyle ya, o günlerde internetten iletişim kurmak için MSN messenger ve Skype’ın adı yazılırdı listenin en başına. Biz de nihayet temmuz ayında eve internet bağlatabilmiştik. Bundan böyle İngilizce öğrenirken, internetin sonsuz kaynaklarından da faydalanabilecektim. Bu gelişme 16 yaşındaki Salih için ziyadesiyle heyecan vericiydi.

Arkadaşlarımdan bir dizi ipucu aldıktan sonra, sadece birkaç gün içinde internette bolca zaman geçirir olmuştum. Ve nihayetinde başka insanlarla sohbet etmekten de eksik kalmadım. Çekingenlikten olsa gerek; yazıştığım insanlara kendimle ilgili çok az bilgi veriyordum.

Dopdolu geçen bir aydan sonra, yazımın öznesi olan kişiyle karşılaşmama da ramak kalmıştı. Yaşadığım başka bir olayı da öncesine iliştirip artık hikayeye geçeceğim.

Skype’ın çevrim içi durumları arasında bir de Skype me! modu vardı. Bu modu aktif ettiğinizde, profil bilgileriniz doğrultusunda insanlar sizi bulabiliyordu. Bu mod sayesinde listeme eklenenlerden biri de Tayland’lı bir kızdı. Bir müddet yazışmamızın akabinde artık sesli konuşmak istedi. Nedendir bilmem, Henüz bunun için yeterli cesaretim yoktu. Yine de kabul ettim. Ama bu işten kurtulma planım çok basitti. Mikrofonu susturup, bağlantımda sorun olduğunu yazacaktım, ve böylelikle yaşanması muhtemel facianın önüne geçecektim. Planımı kusursuz bir şekilde uyguladım. O da sesimi duyamadığı için hiç konuşmadı. Ardından başka bir zaman konuşuruz deyip konuyu kapattık. Ama onu bir daha hiç çevrim içi görmedim.

Ne yaparsanız yapın, olacaklardan kaçamazsınız. Ben de aynı deli senaryoyu birkaç kez oynadıktan sonra daha fazla kaçamadım ve artık köşeye sıkıştım. Çinli bir abimizin yoğun ısrarlarına daha fazla karşı koyamayıp bütün gardımı düşürdüm. Bardak bardak su içip sakinleşmeye çalışırken, kalbimin gürültüsünden yerimde duramıyordum. Sıradan bir konuşma değildi bu çünkü. İngilizceye dair ne biliyorsam çıkarıp ortaya dökmem gerektiğini düşünüyordum. Derin bir nefes aldım, kulaklığımı taktım ve arama düğmesine bastım.

Selamlaştık, birbirimize hal hatır sorduk, ama ben hiç rahat değildim. Bulunduğu yerden çok fazla gürültü geliyordu ve ne dediğini anlamak için her seferinde tekrarlatıyordum. O ise sorularını ardı ardına sıralıyordu. Hala gereksiz bir şekilde heyecanlıydım ve her şey birbirine girmişti artık. İstediğim cevapları veremiyordum. Çok başka şeyler söylüyordum ama ben kimdim ve ne saçmalıyordum hiç hatırlamıyorum. En sonunda, Bana Çince bir şarkı söyleyebilir misin? diye alakasız bir ricada bulundum. Sesim çok kötü ama sana çok güzel bir şarkı gönderebilirim dedi. Tamam dedim. O şarkıyı da hala saklarım inanır mısınız. Yazının sonuna ekleyeceğim.

Daha sonra telefonu çaldı ve Çince bir şeyler konuştu. Ben de bu duraklamayı değerlendirip birkaç soru hazırladım. Bir kez daha saçmalamayı bünyem kaldırmazdı. Geri döndüğünde bambaşka biriydim artık. Bir o sordu, bir ben. Zincirlerimden sıyrılmıştım. Mühendis olduğunu, en büyük hayalinin de Kore’ye gidip orada çalışmak olduğunu söyledi. Yakın zamanda birkez daha konuşmak için sözleştik ve vedalaştık. Rahatlamıştım, çünkü ingilizcesi en az benimki kadar kötüydü. En az benim kadar hata yapıyordu.

Bu anımı neden yazdığımı aslında yazının başlarında paylaşacaktım ama o güzel akışı bozmak istemedim. Geçen yaz Polonyalı bir arkadaşımla konuşurken, 11 yıldır yabancılarla konuşarak dil pratiği yaptığımı ve bunun yanında birçok enteresan olaya da tanıklık ettiğimi söyledim. Bunları mutlaka yazmalısın dedi ve ilk okuyanın da kendisi olacağını ekledi. O günden beridir hep düşünüyordum yazmayı, demek ki kısmet bugüneymiş. Her konuştuğumuzda hatırlatmasının da internet anıları etiketli bu ilk yazımı yayınlamamda büyük payı var.

16 yaşımdayken konuştuğum ilk yabancı, hayallerini gerçekleştirdi. Seul’e gitti ve şu aralar orada çalışıyor. Gönderdiği şarkı, romantik bir David Tao şarkısı, ama bana her seferinde o günü hatırlatıyor.

1,493 total views, 5 views today

Yayınlandığı kategori:Kişisel yazılarım

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir