İçeriğe geç

Biraz içimi dökeyim diyorum

Bir şeyler yazmayalı uzun zaman olduğunun farkındayım. Bu yazımda biraz içimi dökmek, siz okuyucularımla dertleşmek istiyorum. Teknoloji yazısı yazmak, çeviri yapmak, iş, müzik… Hepsinin dışında bir hayatım olduğunu hatırlatmak niyetiyle yapıyorum böyle şeyleri zaman zaman. Çünkü böyle şeyler bazen unutuluyor, ve sadece yeri geldiği zaman ya da gerektiği zaman şuracıkta, göreve hazır bir makine gibi göründüğümü hissediyorum.

Yaşadıklarım, birçok insanın çektiği sıkıntıların yanında minicik kalsa da, İyisiyle kötüsüyle, hayatımın belki de en yorucu zaman dönemini atlattığımı hissettiğim bu günlerde bir şeyler karalamak istedim. Şunu özellikle söylemek istiyorum ki, yazmak, her ne konuda olursa olsun inanılmaz rahatlatıyor.

Her insan, gününün belli bir zaman dilimini geçirdiği herhangi bir mekanda huzurlu olmak ister. Evinde, çalışma hayatında, okulunda… Daha çok meşkale teşkil eden her yerde. Huzurunuz kaçtı mı bir kere, hiçbir şey gözünüzde olmuyor. Yapmak istediklerinizi erteliyor, insanlara dert anlatmak istemiyorsunuz. Normalde hoşgörü gösterebildiğiniz bazı şeylere karşı hiçbir şekilde tahammülünüz kalmıyor. Ben de bu zaman zarfında sıklıkla düşündüklerimi ve çıkardığım dersleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Dost her zaman dost

Dostunun zor gününde onun yanında olduysan, başına ne gelirse gelsin yanında kaya gibi durduğunu hissedebiliyorsun. Sadece birkaç basit sözcük duymak bile iyi geliyor insana. Çünkü o kelimeleri dostundan, onun kendi üslubuyla duyuyorsun. Başkaları aynı şeyleri söylediğinde, duyduklarının hiçbir kıymeti olmuyor senin için.

Kime ne anlatacağına dikkat et

Bu konuda kendimi nispeten başarılı addediyorum. Birine sayfalar dolusu anlatabiliyorken; diğerinden cümlelerimi kaçırabiliyorum. Burada asıl olan, doğru kişiye kendinizi anlattığınızdan emin olmanızdır bence. Yukarıda da bahsettiğim gibi; Dostunuza uzun uzun dert yandıktan sonra söylediği birkaç sıradan söz bile iyi geliyorken; Sözde arkadaşlarınız ne söylese tesir etmez. Bu yüzden kiminle neleri paylaşacağınızı iyi bilin. Ben artık bunun daha çok farkındayım.

Bıraktığın ilk izlenimi değiştirmen neredeyse imkansızdır.

Bir ortamda insanlar sizi ilk olarak nasıl tanıdılarsa ve hakkınızda neler düşündülerse, bunu aksi yöne çevirirken çok zorlanırsınız. Sizi gerçekte olduğunuz gibi algıladıysalar ne mutlu. Ancak yanlış bir düşünceye ve ön yargıya karşı mücadele etmek ömürden ömür götüren beyhude bir çabadan fazlası değil maalesef.

Etiketine değil, içine bak

Hepimize oluyordur: Duyduklarımıza ve okuduklarımıza dayanarak, Bir mekanın ne tür hizmet verdiğine, içinde ne tür insanlar barındığına; Ya da bir insanın neleri okuduğuna, neleri dinlediğine ve nelere inandığına dayanarak kendimizce bir değerlendirme yaparız. Ama olması gereken oraya gidip, ya da o kişiyi yakından tanıyıp gerçek gözlemlerimizle karar vermek değil midir?

Gelin siz başkaları olmayın, siz olun. Başkalarının yönlendirmeleriyle karar vermektense, kendiniz anbean yaşayarak gözlemleyin. Yanılırsanız bile bir zaman sonra geriye dönüp edindiğiniz tecrübeye gülümseyeceksiniz.

Birden fazla kişi aynı şeyi söylüyorsa bir bildikleri vardır

Etrafınızdaki kalabalık her şeyi çok biliyor olabilir. Ama bir konu hakkında ısrarla aynı şeyi söylüyorlarsa, ve bu konuda beklenmedik bir biçimde tutarlı bir duruş sergiliyorlarsa orada bir durup düşünmek lazım. Çok Klişe bir laf olacak ama, bu kadar insan yanılıyor olamaz.

Hepimizin sağlıklı karar veremediği anlar elbette olacaktır. Ancak yanlış bir seçimde ısrar etmenin zararını da en çok yine kendimiz görmez miyiz?

Benden şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Bu arada, çok güzel şarkılar yolda 🙂

157 toplam okuyucu / total reader , 5 günlük okuyucu / daily reader

Yayınlandığı kategori:Kişisel yazılarım

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir